MixBasket

Archive for the ‘Basketbol Dışı’ Category

>Herkese Mutlu Yıllar!

leave a comment »

>Herkes için farklı geçen bir yılı geride bırakıyoruz. Ben kendi adıma söyleyecek olursam; çok parlak geçmedi. Üniversiteyi kazandık, bir yandan özgürüz dedik ama bir yandan sorumluluklarım arttı, kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim. Ailemi özlemekle, çevreye alışmakla geçirdim senenin yarısını. Hayat ve zaman insana hep yeni bir şeyler öğretiyor, bunu bu sene daha iyi öğrendim mesela. Değişik ve yeni insanlarla tanıştım, farklı kültürler edindim kısa zamanda. Önceki senelere göre bambaşka bir yılı geride bırakıp yepyeni ve yıpratılmamış bir seneye adım atıyoruz.

Tabii bu sene içerisinde basketboldan -özellikle son bir kaç aydır- uzak kaldım diyebilirim. Yurtta kalıyoruz, Spormax’ten maçları seyretmek epey bir güç olabiliyor, Çanakkale gibi bir yerde. 🙂 Sitenin diğer ekibi Ferhat’ın katkılarını da unutmamak gerek. İş ahlakı, dürüstlüğü ve alçakgönüllülüğü ile süper bir insan. Kesinlikle siteye katıldığından beri çok emekleri var. Onu tanıdığım için kendimi şanslı hissediyorum ve onunla tanıştığım gün 2010’un güzel günü idi örneğin. 🙂
Neyse efenim, ben bir kaç sene öncesine kadar aralıklarla şiir yazardım. Bugüne özel de bir şiirim var sizlerle paylaşmak istediğim. Bu şiir, zamanında istemeden de olsa kırdığım, üzdüğüm; beni seven sayan tüm arkadaşlarıma, kişilere; MixBasket sayesinde tanıştığımız kişilere, siteyi takip eden herkese gelsin. Hepinize mutlu yıllar…
Bir sene daha yaşlandık efendim,
Kalp kırıklıkları yerini barışa bıraksın,
Giden barışlara da selam edelim,
Meşk edelim günümüzü,
Yılda sadece bir kez
Sevdiklerimiz alsın gönlümüzü
Hayata yeni doğmuş bebek misali bakalım
Yeniden soluyalım dünyayı
Kirletmeden,
Kardeşçesine.

Written by Admin

31 Aralık 2010 at 18:05

Basketbol Dışı kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

>Artık Basketbolun da Bir Sözlüğü Var

leave a comment »

>Günümüz teknolojisinde, internet aleminde yepyeni çığırlar açan sözlükleri biliyorsunuzdur. Daha çok geyik maksatlı kullanılıyor olsalar da okunabilitesi her zaman vardır. Bu düşünceyle sadece basketbol ile ilgili konuların yer aldığı Pota Sözlük açıldı, duyurmam için rica edildi, ben de seve seve sizlerle paylaşıyorum. Üye olarak yazar olabilir, görüşlerinizi siz de belirtebilirsiniz. Adres şu: potasozluk.sozlukspot.com

Çocukluğumuzun yegâne eğlencelerinden Moon Star’a da selam çakalım bu vesileyle. 🙂

Written by Admin

07 Ekim 2010 at 20:51

Basketbol Dışı, Potasözlük, Reklam, Sözlük kategorisinde yayınlandı

Tagged with

>Sana Dar Gelecek Makberi Kimler Kazsın?

leave a comment »

>Bugün bir milletin yeniden doğuşunun başladığı günün 95. yıldönümü. Çanakkale Zaferi… Aynı zamanda memleketim olması nedeniyle her 18 Mart’ta apayrı bir hüzün kaplar bedenimi. Gezdiğim, gördüğüm yerleri hayal ederek, müthiş bir özlemle orda olmayı istiyor gönlüm. Dile kolay 253 bin şehit verildi bu topraklar için. Bugünlere baktığımızda çatışmalar içindeyiz. Bu ülke hepimizin, nesini paylaşamıyoruz? Bu önemli günde beni benden alan ve günün anlamını en iyi anlatan şair Mehmet Akif Ersoy’dur kesinlikle. Anlamadığımız kelimeler çok olsa da, kalbimizde hissettiklerimiz duygu seli oluyor eminim.

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Ve postu şu dizelerle noktalamak istiyorum:
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Written by Admin

18 Mart 2010 at 15:51